O Genç Ruhuna Birkaç Söz: Sabırla Bekle, Kimya Oluşur
Sevgili Geçmişteki Ben, bu satırlara gelene kadar kaç tane aynı şeyi yeniden yaşadıktan sonra yazdığını biliyorum. O telaşlı, her anın bir anlam ifade etmesi gerektiği yanılgısıyla dolu olan hallerine sesleniyorum bu arada. Bakış açım, o zamanın aceleciliğine göre biraz daha derinleşmiş belki ama öz dediğim şey hep aynı: Beklemek sanattır ve çoğu zaman en büyük sabrın göstergesidir.
Hatırlarım o kareleri... Oysa ben, sadece bir deklanşöre basmıştım. Ama sen, o kareyi çözerken yaşıyordun sanki bütün bir ömrü. Oysa hayat, o kusursuz kareyi beklemekle değil, onu oluştururken gösterdiğimiz tutarlılıkla ilgili.
Ne kadar çok uğraşmıştın o mükemmel anı yakalamak için, değil mi? Sürekli bir "ya bu sefer farklı olur" telaşı içindeydin. Sanki doğanın ritmi, senin o mükemmel planına uymak zorunda gibi geliyordu. Oysa doğa, plana uymaz; o kendi devasa, yavaş temposunda döner ve biz sadece orada olduğumuzda onunla dans ediyoruz.
Rastgeleliğin Sessiz Devrimi
Şu anki ben, o küçük, beklenmedik sapmaları kucaklamayı öğrendim. O yağan yağmur damlasının camdaki izlediği garip yol, o geç saatte ortaya çıkan gölgenin keskinleşmesi ya da tamamen farklı bir yöne sapmış olan o bilinçaltı yürüyüş… Bunlar benim için artık sadece fotoğraf değildir; onlar ruh halimizin haritasıdır.
Oysa sen, belki de en parlak potansiyellerle karşılaştığında bile, bunları bir "kayıp" olarak görüyordun. Bir sonraki vuruş için enerjini harcıyordun. Bu bir çeşit mükemmeliyetçiliğin ürünüydü, ki bu da çoğu zaman kendini bloke eden en büyük düşmandır.
Bakış açını genişletmelisin. Bir sonraki karşılaşmanın, önceki deneyimlerin bir tekrarı olmak zorunda değil. Her gün, her ışık oyununun kendine has bağımsız bir varlığı vardır. Tıpkı o en sevdiğin, yıllardır kullandığın film türünün bile farklı bir kimya ile beklenmedik sonuçlar verebilmesi gibi.
Kimyasal Reaksiyonların İzinde
Seninle benim aramdaki en büyük fark burası sanırım. Ben, o anın içinde eriyip gidiyorum; tüm o duygusal yükünü kaldırıyorum. Sen ise, gelip durumu analiz etmeye çalışıyorsun: "Bu kare teknik olarak neden bu kadar iyi ya da kötü?"
Ama ruh halini kaydetmeye çalışırken, teknik detaylar sadece o anın kalıntıları oluyor. Oysa onlar, ruh halinin vücut bulmuş hali. Sabır, bu vücut buluşmasını zorlamamakla başlar. Enerjini harcadığın o küçük sürprizler, senin en büyük öğretmenlerin oluyor. Onlara direnç göstermek yerine, önce onları dinlemeyi öğrenmelisin.
Bu yüzden sana söylüyorum: Tutarlı ol, ama katı olma. Gözlerini o kusursuz formda değil, onu yaratan süreçte tut. O sürecin doğallığında huzur bulacaksın. Ve inan bana, o huzuru yakaladığında, çektiğin her kare, kendi içinde bir ömürlük hikâyeyi tamamlamış olacak.
Ve sonra gelsin o kasetler, bilinçaltınla konuştuğun uzun sohbetler... Bunlar hep birbirine bağlanıyor. Her şey, geldiği noktaya değiyor.
Cemre Özen // İzmir