Anlık Kareler, Sonsuz Hikayeler

Doğruluk Mu, Yankı mı? Yanlış Anladığım O Kareler

Bazen en net gördüğünüz şey, aslında en bulanık olanıdır. Lensime takılan, bilinçli bir kompozisyonun sınırlarını zorladığım o anlar vardır ya; sanki konuyu, aradığım o derinliğe ulaştığımı sanırım. Ancak çoğu zaman, teknik mükemmeliyetin ulaşamadığı bir yere varırım. Oysa bazen, doğruya en yakın olduğumu sandığım noktalarda, en büyük sapmaları yaşarım. Bu serideki bazı paylaşımlarım, benim bu sapmalarımın kaydı gibi.

Bu seferki dinginlik, oysa tam bir kaostan doğmuş.

Mimari detaylara olan düşkünlüğüm, sabrımın somut bir göstergesi olabilir. Bir çatının üçgen kesiti, bir pencerenin gölgesi ya da betonun dokusu... Bunlar benim için sabrın vücut bulmuş hali. O formu yakalamak için saatlerce bekleyebilirim; ışığın o mükemmel açısını, tonların ruh halini ayarlamayı beklerim. Ve sonunda, filtre kareye girdiğinde, her şey yerli yerine oturur. Sanki doğanın kendi matematiksel kesinliğini kaydetmişim gibidir.

Fakat bazen, bu kesinlik yanılsaması beni tuzağa düşürüyor. Bir fotoğrafın mükemmeliyete ulaşmadığını düşündüğüm anlar oluyor. Sanki bütün o teknik hesaplamalar, bütün o sabır dolu beklenti, o karesi çektiğim alacakaranlıkta havada asılı kalan o anlık titreşimle boşa gitmiş gibi hissediyorum.

O Tutarsızlığın Gölgesi

Benim için fotoğraf, bir tür diyalog. Ben konuşuyorum, ışık dinliyor. Ses tonumun, yani kompozisyonumun, bazen karşımdaki konunun ruh halini tam olarak yansıtamadığı oluyor. Bir önceki karede yakaladığım o uğultuyu, o hafif melankolik uğultuyu, bu seferki dinginlikle bastırmaya çalışmışım. Sanki ruh halimle konunun ruh halini aynı anda tutturmaya çalışırken, vücut dilimi tutturmuşum ama kostümüm uymamış.

Örneğin, o yoğun sisli sabahları düşünün. Her şey pusluydu, nefes alınabilecek bir durgunluk vardı. Bu benim için bir vaatti; durgunluktan doğan bir derinlik vaadi. Ancak çektiğim karelerde, o vaadin aksine, sadece bir kararsızlık vardı. Sis, sanki sadece birer beyazlık yerine, gitmek bilmeyen bir tereddüt olarak kendini gösteriyordu. Belki de o günkü içimdeki acelecilik, benim dinginlik arayışımı bile aceleye getirmiş.

Bu, kusurlu bir döngü. Sürekli olarak "buradan daha fazlasını yakalayabilir miydim?" diye sorguluyorum. Ve bu sorgulama, fotoğrafın duygusal safiyetini sorgulama noktasına geliyor. Oysa ben, o anın sunduğu her şeyi kaydetmeye çalışıyorum.

Belki de aradığım o "yanlışlık", aslında en değerli kısım. Mükemmeliyet takıntısı, o ilk anın kırılganlığını öldürüyor olabilir. O kaotik, tutarsızlık dolu anlar; o tam da yaşamın kendisi değil mi? Ve ben, o yaşamın bu kesik kesik, bazen uyumsuz gelen melodisini yakalamaya çalışıyorum. Onu kabul etmek, belki de benim için o kareyi kurtaracak son adımdı.